Bugun...
Yeni Hastalığımız ve bilinmeyen yönleri: Narsisizm Salgını.


Ayten BARAN
ayten.baran@gmail.com
 
 

     Muhakkak ki, çevremizde kendisini düşünen, egosu yüksek, kendini beğenmiş, çokta bencil insanlar vardır. Ki bu insanlarla anlaşmak çok zordur. Enerjimizi sömürürler. Yoğun bir benlik duyguları olduğundan sürekli kendilerinden bahsetmelerinin yanı sıra çıkarlarını her şeyin üstünde tutarlar. Hem psikolojik hem de sosyal açıdan çok yorarlar.

   Çevremizde bulunan ve huzurumuzu çalan bu insanların Narsist olabileceğini hiç düşündünüz mü? Düşünmeliyiz. Zamanımızın hızla yayılan popüler hastalığı olup, Altın çağını yaşadığını da düşünürsek bu konuda ciddi düşünceler içinde olmamız ve önlem almamız gerekiyor. Sosyal medya da insanların bambaşka kişiliklere bürünüp saçma sapan beğeni kazanma çılgınlıkları da doğrulamıyor mu çağımızın hastalığı olduğunu.

*****

    Peki, nedir bu Narsisizm. Diğer adı Özseverlik olan Narsisizm, kişinin kendi bedensel veya zihinsel benliğine karşı duyduğu hayranlık ve bağlılık, kabaca tabirle kişinin kendisine âşık olması ve dahi tapması olarak tanımlanır. Kelime kökeni Yunan mitolojisinde bir kahraman olan Narkissos'dan gelir. Hatta bir hikâyesi de var bu Yunan Kahramanının.

    Hikâyede, günlerden bir gün av izindeki Narkissos susamış ve bitkin bir şekilde bir nehir kenarına gelir. Buradan su içmek için eğildiğinde, suya yansıyan kendi yüzü ve vücudunun güzelliğini görür. Daha önce fark edemediği bu güzellik karşısında adeta büyülenir. Yerinden kalkamaz, kendine âşık olmuştur. Kendi görüntüsünü o kadar sevmiştir ki kendini izlemekten ne su içebilir, ne de yemek yiyebilir ve günden güne erimeye başlar. Orada sadece kendini seyrederek ömrünü tüketir. Öldükten sonra da vücudu Nergis çiçeklerine dönüşür. Başka bir rivayete göre de, suda yansıyan siluetini izlerken o kadar kendine âşık olur ve büyüsüne kapılır ki, orada suya düşer ve boğulur.

*****

    Her insan belli sınırlar dâhilinde kendini sevmeli beğenmeli ve değerli bulmalıdır. Ki bu kişinin sosyal hayatında ve iş hayatında başarılı, özgüvenli bir birey olmasına yardımcı olacaktır. Ancak kendini beğenme ve değerli bulma durumu gereken seviyenin üzerine çıktığında bir sorun ve hatta hastalık olarak karşımıza çıkıyor. Narsisistik Kişilik Bozukluğu. Bu kişilik bozukluğu olan insanlar görünüşte özgüvenli davranışlar sergilediği için bunun ayrımını yapmak biraz zorlaşıyor.

    Hadi o zaman, etrafımızda enerjimizi emen huzurumuzu kaçıran bu insanları tanımamızı sağlayacak           - özellikleri çok fazlaca olsa da - bazı özelliklerini birkaç madde de beraber inceleyelim.

1 – Kibirli, havalı, herkese yukarıdan bakan, egoları tavan yapmış insanlardır. Çok kibirlidirler, toplum içerisinde, tabiri caizse ‘büyük dağları ben yarattım’ havasında tavırlar sergilerler. Her fırsatta kendini öven ve karşısındakini küçümseyen, dünyanın en akıllı, en başarılı ve en güzeli olduğunu düşünürler. Ne kadar prenses gibi imaj yaratmaya çalışsa da aslında bilinçaltında başarısız olmaktan ölesiye korkan bir kişilik vardır.

2 – Sürekli kendini konuşur, anlatır ama karşısındakini dinlemeye gelince aynı alakayı göstermez. Empati duygusundan yoksundur. Konuşmayı çok sevdiklerinden sürekli bir şeyler anlatırlar ancak, sizi asla dinlemezler. Sözünün bitmesini beklersiniz konuşmak için ama o sıra hiç size gelmez. Konuşsanız bile, onun ilgisi sizde olmaz. Etrafını seyreder veya konuyla alakasız sözlerle konuşmanızı böler. Ne kadar sinir bozucu tavır varsa hepsini yaşarsınız.

3 – Eleştirmeye can atarlar ama eleştirilmekten nefret ederler. Dünyanın en güzel kadını da olsanız nafile. Çünkü kendileri dışındaki her şeyde mutlaka bir kusur bulurlar. Hevesiniz hep kursağınızda kalmaya mahkûmdur. Ona her zaman özel hissedeceği davranışlarla, övgülerle gelmenizi isterler. Eleştirilmekten hiç hoşlanmadıklarından agresifleşirler. Bunun sonucu olarak da saldırgan karakterler olarak karşımıza çıkabiliyorlar.

4 – Duygusal hayatları yok denecek kadar azdır. Gerçekten yürekten sevemiyor veya üzüntü duyamıyorlar.  Sadece öyleymiş gibi davranırlar. Çünkü dünya sadece onların etrafında döner. Çıkarcı ve merhametsizdirler. Etrafındaki insanları kendi çıkarları doğrultusunda hiç düşünmeden kullanır. Başka düşünceye saygısı da yoktur tahammülüde. Sizden bir çıkarı kalmadığında ise acımasızca sizi kapının önüne koymaktan asla çekinmezler.

5 – Zayıf noktalarınızı açığa çıkarma konusunda zaafları vardır. Üzgün olduğunuzda yanınıza gelip sorununuzun ne olduğunu öğrenir ancak, bu sizi teselli etmek için değildir. Zayıf noktalarınızı öğrenmek ve bunun üzerine gitmek içindir. Size vereceği teselli bile zehirli oklar gibi kalbinizi daha çok karartmaya yetecektir.

6 – Her zaman haklı olan onlardır. Kendi bildiğinden başka doğru kabul etmezler. İçten içe yanlış düşündüklerini bilseler bile tabiri caizse ‘burnundan kıl aldırmazlar.’ Her şeyi ben bilirim kafasını yaşadıklarından, gözüne de soksanız söylediklerinizin doğru olduğunu kabul ettiremezsiniz. Kibirli, gururlu ve takıntılı insanlar olduklarından sizin ak dediğinize o kesinlikle kara diyecektir.

*****

    Şuan sizde bu maddeleri okuduktan sonra etrafınızdaki insanların Narsist olup olmadıklarını düşünüyorsunuz değil mi? Hatta kendi karakterinizi bile sorgulamaya başladınız. Ancak Narsistlerin geneli böyle bir karakter olduğunu kabul etmezler ve değişmezler. 

    Aslında olaya tersinden baktığımız zaman, bir çocuk anne-babasından aldığı sevgi, ilgi ve eğitim ile büyür ve karakteri şekillenir. Çocuk yaşta belki de ailesinde veya çevresinde yaşadığı travmaların sonucunda, kendini beğenmekten ziyade, tam tersi kendini değersiz ve önemsiz hissetmesinden; kendini sevmekten öte iç dünyasında kendini sevmemesinden; kendine âşık bir karakter oluşundan değil, kendinden nefret etmesinden doğan psikolojik bir sorundur. Bastırılmış duyguların Narsisistik Kişilik Bozukluğu olarak ortaya çıkmasındandır. 

*****

    Bu nedenle ruhen sağlıklı bireyler yetiştirmek için ailelere büyük görevler düşüyor. Çevremizde de böyle insanların olması, sağlıklı bireylerinde yıpranmasına ve psikolojik sorunlar yaşamasına sebep oluyor. Maalesef ki zamanımızda hızla büyüyen bir sorun haline gelmiş olmasından dolayı da kendimize dikkat edip, bu tarz insanları hayatınızdan çıkarmak daha sağlıklı bir seçim olacaktır. Ancak bireyin hayatınızdaki konumu, mesela aile bireylerinden biri ise bu durum her zaman mümkün olmayabiliyor.

Son olarak, psikanalizin atası olan Sigmund Freud ‘Güçlü bir ego, hasta olmaya karşı bir önlemdir ama son çare olarak; hasta olmamak adına sevmeye başlamak zorundayız ve şayet sevemiyorsak hasta olmaya mahkûmuz.’ Der.

Sevgiyle kalın…



Bu yazı 413 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI